08 Nisan 2020, 00:33 tarihinde eklendi

OSMANLIDA KANDİL KUTLAMALARI

OSMANLIDA KANDİL KUTLAMALARI

 

 

 

 

OSMANLI DEVLETİ’NDE KANDİL KUTLAMALARI

Mehmet IŞIK*

 

 

 

 

 

Giriş

 

          Osmanlı Devleti’nde dini günlerin ve mübarek gecelerin ihyasına önem verilmiştir. Ramazan ve Kurban bayramlarının yanı sıra Mevlid, Miraç, Berat, Regaib kandilleri ile Kadir Gecesi’nde gecenin önemine binaen kutlama etkinlikleri düzenlemiştir. Düzenlenen kutlama törenlerine devlet yöneticileri ve halk özen göstermiş, bu geceleri ibadetle geçirmeye çalışmışlardır.

            Kuran’ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde işaret edilen mübarek gün ve gecelerin kutlanmasına Türkler çok eski dönemlerde başlamıştır.[1] Bazı İslam toplumlarında kandillerin kutlanması biat olarak kabul edilse de mevcut kaynaklar Türklerin Selçuklular döneminden bu yana mübarek gün ve geceleri kutladıkları bilinmektedir.[2] Osmanlı Devleti’nde kandil kutlamalarının ilk olarak ne zaman başladığı bilinmemekle birlikte II. Selim döneminde (1566–1574), camilerin aydınlatılıp minarelerde kandillerin yakıldığı bilinmektedir.[3]

            Hicri takvimde sırasıyla; Mevlid, Regaib, Miraç, Berat ve Kadir adıyla adlandırılan geceler kandil geceleri olarak adlandırılmıştır.[4] Bu gecelerin ibadetle geçirilmesi ve hayırlar işlenmesi adet haline gelmiştir. İstanbul’un büyük camilerinde ve mescitlerinde minarelerde kandiller yakılmıştır. Ayrıca camilerde, mescitlerde ve bazı dergâhlarda Mevlid-i şerif ve miraciye okumaları adet haline getirilmiştir. Kandil gecelerinde halkın da evlerinde kandiller yaktıkları görülmüştür. Kandil günlerinde simit ve çörek yapılması adet haline dönüşmüştür. Halkın camileri doldurup ibadet ettikleri bu önemli gecelere devlet erkânı da katılmıştır. Toplumun maneviyatını arttıran bu gecelerin kutlanmasında günahlardan arınma, bağışlanma ve Allah’ın rızasını kazanma düşüncesi etkili olmuştur.

Kandil gecelerini tanıtarak başlayacağımız çalışmamızın amacı; Osmanlı Devleti’nde kandil kutlamaları ve bu kutlamalar çerçevesinde yapılan etkinlikleri ortaya koymaktır. Bununla birlikte çalışmamızın bir başka amacını ise; Kandil gecelerinde yapılan kutlamalardan hareketle Osmanlı toplumunun manevi dünyasını anlamak ve başta padişah olmak üzere, yönetici sınıfın mübarek gecelerde halkla olan ilişkilerini irdelemektir. Arşiv belgeleri, teşrifat ve törenler üzerine yazılmış eserler ve makalelerden yaralanarak hazırladığımız bu çalışmanın, Osmanlı’da kandil kutlamalarıyla ilgili tüm detayları ortaya koymasına imkân yoktur. Bununla birlikte kandil kutlamalarının önemi, yapılan kutlama etkinlikleri ve devlet erkânının kandil gecelerine yaklaşım tarzlarını ortaya çıkaracaktır. Makalemizin inşasında öncelikle kandil geceleri olarak adlandırılan ve halk tarafında mübarek geceler olarak kabul edilen gün ve geceler kısaca tanıtılacak sonrasında ise Türklerde kandil kutlamalarının başlangıcı ve Osmanlı Devleti döneminde yapılan kutlamalar ele alınacaktır. Kutlamalar sırasında adet-i hasene haline gelen uygulamalar ve padişahın sarayında, haremde, yapılan kutlama örneklerine değinilecektir. Bu örneklerden hareketle makalemizin amacı doğrultusunda sonuca ulaşılacaktır.

 

 

Osmanlı Devleti’nde Kutlanan Kandil Geceleri

 

 

İslam dünyasında Ramazan ve Kurban bayramları ile bir ay boyunca oruç tutulan Ramazan ayının yanında Mevlid, Regaib, Miraç, Berat ve Kadir geceleri kutsal sayılmış ve bu gecelerde Allah rızasını kazanmak için ibadetler yapılmıştır. Osmanlı Devleti’nde bu gecelerin gelmesi üzerine camilerde, mescitlerde ve evlerde kandiller yakıldığı için halk bu geceleri kandil geceleri olarak adlandırmıştır. İslam toplumu tarafından kandil geceleri olarak bilinen gecelerin isimleri ve özellikleri aşağıda belirtildiği üzeredir.

 

Mevlid Kandili

 

İslam peygamberi Hz. Muhammed, Hicri takvimde Rebiü’l-evvel ayının on birinci gününü on ikinci gününe bağlayan gecede dünyaya geldiği için bu doğum gecesi Müslümanlar tarafından kutsal sayılmıştır. Arapçada doğum manasında “mevlid” kelimesi kullanıldığı için bu geceye Mevlid Kandili adı verilmiştir. Bu gecede Hz. Muhammed’in doğumunun yanında çeşitli mucizeler de meydana gelmiştir. Müslümanlar bu gece geldiğinde peygamberin doğumunu anma etkinlikleri düzenlemeyi adet haline getirmişlerdir. Bu gecede Hz. Muhammed’e salât ve selamlar getirilir. Mevlid-i şerifler okunur, namazlar kılınır, dualar edilir, bu gecenin hatırına hayırlar işlenir. Ayrıca Hz. Muhammed’in örnek şahsiyeti anlatılır ve dualarla yâd edilir.[5]

 

Regaib Kandili

 

 Recep, Şaban ve Ramazan adıyla bilinen ve Müslümanlar tarafından kutsal sayılan kameri üç ayların ilk haftası Regaib Kandili olarak kutlanılır. Recep Ayın ilk günü ile yedinci günü arasına denk gelmesi muhtemel bu gece, önemini Hz. Muhammed’in anne rahmine düştüğü gece olduğuna inanılmasından almaktadır.[6] Şemseddin Sami, Kamus-i Türkî adlı lügatinde Regaib gecesini “Leyle-i Regaib, Fahr-ı Kâinat (SAV),Efendimiz hazretlerinin rahm-ı madere düştükleri, leyle-i mübarekeye müsadif gece ki, Receb’in ilk Cuma gecesidir” şeklinde tarif etmiştir.[7]Müslüman bu geceyi Hz. Muhammed’e salât ve selam getirerek ve Allah’a şükrederek kutlarlar.

 

Miraç Kandili

 

Hicri takvimde Recep ayının yirmi yedinci gecesi kutlanan Miraç Kandili diğer kandillerde olduğu gibi Hz. Muhammed’e salât ve selam getirilerek kutlanır. Hz. Muhammed’in bu gecede önce Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya oradan da göğe Allah’ın katına yükseldiği gün olarak kabul edilir. Kuran-ı Kerim’de geçen ayetlerde ve Hz. Muhammed’in naklettiği hadislerde bu olay ayrıntılı olarak anlatılır. Müslümanlar bu gecede beş vakit namazın farz kılındığına ve Allah’ın rahmetinin genişliğinin müjdelendiğine inanmaktadırlar.[8]

Kuran-ı Kerim’de miraç olayı İsra süresinde geçmektedir. İsra süresinde miraç hadisesi şu şekilde aktarılmaktadır: “Kulu Muhammed’i bir gece Mescid-i Haram’dan, kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Doğrusu O, işitir ve görür.”[9] Kuran-ı Kerim’de geçen ayet ve Hz. Muhammed’in bu olayla ilgili söylediği sözler (hadisler)[10] Müslümanlar tarafından af kapısının açıldığı anlamını taşıdığı için miraç olayına çok önem verilmiştir. Bu geceye ulaşan Müslümanlar namaz kılarak, dualar ederek ve Hz. Muhammed’e salât ve selam getirerek geceyi ibadetle geçirmeyi adet haline getirmişlerdir.

 

Berat Kandili

 

 Müslümanlar tarafından kutsal sayılan üç ayların ikincisi olan Şaban ayının on dördüncü günü on beşinci gününe bağlayan geceye Berat Kandili adı verilmiştir. Berat sözlük anlamı itibariyle kurtuluş, zorluktan kurtulma ve af edilme anlamlarını taşır. Pakalın, Berat Kandili’ni şu şekilde açıklamaktadır; Kameri ayların sekizincisi olan Şaban’ın on dördüncü gününü on beşinci gününe bağlayan geceye verilen addır. İslam’dan evvel Araplar her ayın birinci ve sonuncu gün ve gecelerine berat derlerdi. Berat gecesi Müslümanlarca büyük mağfiret ve necat gecesi sayılır ve müminler o geceyi taat ve ibadetle geçirirler.[11] Bu geceye Müslümanlar af ve bağışlanma gecesi nazarıyla baktıkları için gece boyunca ibadetle meşgul olurlar. Ayrıca bu gecede gelecekte yaşanacakların yazıldığına yani kaderin yazıldığına inanıldığı için gece boyunca dualarla birlikte güzel dilekler de bulunulur.[12] İslam âlimleri Kuran’ı Kerim’de geçen  “Ha, Mim, apaçık olan kitaba and olsun ki, biz O’nu mübarek bir gece indirdik. Doğrusu biz insanları uyarmaktayız. Katımızdan bir buyrukla her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz.”[13] ayetinin bu geceyi işaret ettiği yönünden birleşmişlerdir.[14] Berat Kandili diğer kandillerde olduğu gibi Müslümanlar tarafından Allah’a şükür ve dua ile Hz. Muhammed’e salât ve selam getirilerek geçirilen mübarek gece olarak kutlanmıştır.

 

Kadir Gecesi

 

 Hicri takvime göre Ramazan ayının yirmi yedinci gecesi, Müslümanlar tarafından Kadir gecesi olarak kabul edilmektedir. Bu gecenin kutsal sayılmasının nedeni ise Kuran-ı Kerim’in bu gece indirildiğine inanılmasıdır. Kuran-ı Kerim’de bu geceden bahseden bir süre bulunmaktadır ve bu gece “Bin aydan daha hayırlıdır.”[15] tasviriyle açıklanmaktadır. Kadir suresinin son ayetinde “ O gece melekler, Rablerinin izniyle ilahi bir esin taşıyarak, bölük bölük inerler; (insanı) her türlü kötülükten emin kılar bu (gece) ta şafak vaktine kadar.”[16] İfadeleriyle gecenin fazileti inanlara aktarılmaktadır. Müslümanlar bu geceyi dua ederek, namaz kılarak ve Hz. Muhammed’e salât ve selam getirerek kutlarlar.[17]

 

Müslümanlar Ramazan ve Kurban bayramlarından sonra kutsal saydıkları mübarek geceleri Allah’a ibadetle geçirerek affa uğramayı ve cennete ulaşmayı isterler. Bu gecelerin yanında bir ay boyunca oruç tuttukları Hicri takvime göre Ramazan ayı kutsal sayılır.[18] Bu ay ve mübarek gecelerde zenginler tarafından fakirlere yardım edilir. Dul, yetim ve bakıma muhtaç yaşlı insanların ihtiyaçları karşılanır. Gece ve gündüz ibadetle meşgul olunur ve Allah’ın rızası kazanılmaya çalışılır.[19]

Kandillerin İslam’daki yeri üzerine dönem dönem tartışmalar yapılmıştır. Kandil kutlamalarının biat olduğunu söyleyenler olmakla birlikte biat olmadığını belirten karşıt görüşler de bulunmaktadır.[20] Bu tartışmaların konumuzun içeriğiyle ilgisi olmadığı için üzerinde durulmayacaktır.

 

Osmanlı Devleti’nde Kandil Gecelerinde Yapılan Kutlamalar

 

Kandil kutlamalarının Dört Halife, Emeviler ve Abbasiler dönemlerinde yapıldığına dair kesin bilgilere rastlanılmamıştır. Türklerde ise Erbil Beylerinden Muzafferüddin Gökböri tarafından Erbil’de, Hz. Muhammed’in doğum gününü münasebetiyle Mevlid şenlikleri adıyla ziyafet verildiği ve o güne kadar rastlanılmamış bir kutlama tertip edildiği bilinmektedir. Bu kutlamalarda Mağribli İbn Dıhye’nin İbn Hallikan’dan tasvir ederek Mevlid törenlerinde okunması için Gökböri’ye takdim ettiği Kitabü’l Tenvir Fi Mevlidi’l-Beşir-Nezir adlı bir eserin olduğu bilinmektedir. Gökböri Mevlid şenliklerinde halka ziyafetler verdirmiştir.[21] Halkı ise Mevlid kutlamaları yapılan geceyi ibadetle geçirmiştir.

Selçuklular döneminde Anadolu coğrafyasını dolaşan Arap seyyah İbn Batuta, Anadolu’da yaşayan Türk boylarının Cuma günlerine, kandil gecelerine, üç aylara ve özellikle Ramazan orucuna çok önem verdiklerini ve mübarek geceleri ibadetle değerlendirdiklerini anlatmaktadır.[22]İbn Batuta’nın da aktardıklarından hareketle Osmanlı Devleti’nden önce Anadolu’da hüküm süren Türkiye Selçukluları ve Beylikler döneminde halkın mübarek gecelere önem verdikleri ve Allah rızasını kazanmak için bu geceleri ibadetle geçirdikleri söylenilebilir. Ayrıca Erbil Beyi Muzafferüddin Gökböri’nin başlattığı geleneğin diğer Türk sultanları ve beyleri tarafından da devam ettirilmiş olması mümkündür.

Osmanlı Devleti’nde ilk kandil kutlamalarının ne zaman başladığına dair kesin kayıtlar bulunmamaktadır. Buna rağmen Sultan II. Selim döneminde camilerde kandil yakılması yönünde emir verilmesi kutlamaların tarihini XVI. yüzyılın ikinci yarısına kadar götürmektedir. Yakın dönemde ise kandil kutlamalarıyla ilgili arşiv belgelerinin verdiği bilgiler, başta padişah olmak üzere sadrazam ve şeyhülislamın kandil gecelerini yakından takip ettiklerini ve yapılan kutlama törenlerine katıldıklarını görebiliyoruz.

Osmanlı Devleti’nde ramazanın başlangıcı, kandil gecelerinin kutlanması gibi durumlarda rü’yeti hilal adıyla bilinen yeni ayın gözlenmesi uygulamasına önem verilirdi. Rü’yeti hilal gerçekleştikten sonra bir ilam ile şeyhülislama, sadrazama ve padişaha bildirilirdi. Hilalin görülmemesi durumunda ise içinde bulunulan ay otuza tamamlanırdı.[23] Bunun ardından ramazan orucuna başlanır ve yine aynı yöntemle sonuçlandırılırdı. Orucun yanında kandil geceleriyle ilgili kutlamalarda da aynı yol izlenilirdi.[24]Dinen çok önemli olan oruç ve kandillerin kutlanması gibi meselesinin Rü’yeti hilal uygulamasıyla yapılması bu uygulamayı yapan kişilerin ehil olmalarını zorunlu hale getirmiştir. İstanbul’da Rü’yeti hilalin belirlenmesi bir kısmı üst düzey olan bir grubun ortak çalışması sonucu ortaya konmaktaydı. En alttan itibaren bunlar bizzat gözetleme yapan kişiler (rasıtlar),İstanbul Kadısı, Şeyhülislam, Sadrazam ve Padişaha kadar uzanan bir silsile oluşturmakta idi. Taşrada ise mahallin kadısı bu görevi icra ediyordu.[25] Kadılar tarafından hilalin görüldüğüne dair bilgi üst derecedeki şeyhülislama, sadrazama ve padişaha bildirilirdi. Padişah kendisine ulaşan bilgiden hareketle çıkardığı bir hatt-ı humayunla kandil kutlamalarında yapılması gerekenlerle ilgili isteklerini gerekli yerlere bildirirdi.[26] Bu bilginin ardından camilerde ve mescitler kandiller yakılır ve halka kandil geceleri ilan edilirdi.

 Kuran’ı Kerim’de, geceleri aydınlatmak için yıldızları yaratıldığından ve “gökte asılı kandiller” benzetmesinin yapılmasından hareketle mübarek gecelerde kandil yakılması adet haline gelmiştir. Kuran’ı Kerim’de yeryüzünün nur ile aydınlatıldığına atıfta bulunulması Müslümanların mübarek gecelerin yeryüzünü nurlandıran kandiller olarak algılamasına katkısı olmuştur ve mübarek geceler kandil olarak adlandırıldığı gibi o gecelerde kandillerin yakılmasına özen gösterilmiştir.[27] Bir başka açıdan bakıldığında kandil yakma âdeti,  geceleri aydınlatan, nur saçan yıldızlara özenme amacıyla yapılmış olma ihtimaliyle birlikte kandil gecelerini camilerde ve mescitlerde ibadet ederek geçiren Müslümanlar aydınlatma amaçlı kullandıkları düşünülebilir. Öyle ki ilk zamanlar aydınlatma amacıyla kullanılan kandiller kandil gecelerinin ve ramazan ayının simgesi halini almıştır. İstanbul Kadısının, camilerde ve mescitlerde kandil yakılmasına yönelik çok sayıda istirhamı arşiv belgeleri içersinde yerini almaktadır.[28]

Sultan II. Selim döneminde mübarek gecelerde camilerde ve mescitlerde kandillerin yakıldığı ve oğlu Sultan III. Murat döneminden itibaren de Berat ve Miraç gecelerinde camilerin ve minarelerinin kandiller yakılarak nurlandırıldığı kayıtlarda belirtilmiştir.[29] Ayrıca camilerde kandil yakılması kanunlaştırılmıştır. Sultan I.Ahmet döneminde ise Ramazan ayının ilk gecesinden son gecesine kadar camilerde kandiller yakılması kaide haline getirilmiştir. Saltanatı döneminde çıkardı fermanlarla uygulamanın sürdürülmesini sağlamıştır.[30] Sultan I.Ahmet’ten sonra gelen padişahlar döneminde de hem ramazan ayında hem de kandil gecelerinde kandillerin yakılması yönünde emirler verilmiştir. Osmanlı Devleti’nin son döneminde ise bu gelenek ziyadesiyle sürdürülmüştür.[31] Camilerde ve mescitlerde kandil yakılması yönünde İstanbul Kadısının istirhamının yanında sadrazam buyurulduları ve padişah fermanlarıyla kandillerin yakılması emri verilmiştir. Bu emirlerden bir kısmı ise devrin gazeteleri aracılığıyla halka duyurulmuştur. [32]

 Kandil gecelerinde kandil yakmanın yanında farklı kutlamalar yapılmıştır. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde İstanbul’da kandil gecelerinin ihyasıyla ilgili top atışlarının yapıldığı görülmüştür. Mevlid kandili kutlamaları nedeniyle İstanbul’da camilerin ışıklandırılması ve top atışlarının yapılabilmesi için hazırlıkların tamamlanması yönünde iradeler çıkarılmıştır.[33] Kandil gecelerinde uygulanan top atma etkinliği daha sonra yaygınlaşmış, Ramazan aylarında iftar ve imsak vakitleri ile padişahın taht cülus günü ve diğer mübarek gecelerde de uygulanmaya devam edilmiştir.[34]

Kandil gecelerinde camilerde ve hanelerde gecenin anlamına binaen çeşitli ibadetler yapılmıştır. Bu gecelerde Kelime-i tevhitler, ilahiler, Kuran’dan geceye işaret eden ayetler okunmuş ve dualar edilmiştir. Osmanlı toplumunda XV. yüzyılla birlikte Süleyman Çelebi’ye ait “Mevlid”’in okunması adet haline gelmiştir. Mevlid kandili geldiğinde devletin resmi protokolünün katıldığı, padişah, sadrazam ve şeyhülislamın hazır bulunduğu camilerde mevlid icra edile gelmiştir.[35] Kandil kutlamalarında izlenen teşrifat kaidelerini ve kutlamaların yapılışı sırasında dikkat edilen hususları Esad Efendi, “Osmanlılarda Töre ve Törenler” adıyla yayımlanan “Teşrifat-ı Kadime” adlı eserinde detaylı şekilde anlatmaktadır. Bu eserde Mevlid kandiliyle ilgili verdiği bilgiler oldukça dikkat çekicidir. Osmanlı devlet adamlarının, saray görevlilerinin ve ilmiye mensuplarının kutlamalar sırasında hazır bulunduklarını, büyük camilerin şeyhlerinin sıraya uygun şekilde vaaz ettikten sonra onlara armağanlar verildiğinden bahseder. Esad Efendi, 1790 yılına ait Mevlid Kandili kutlamalarını anlattığı eserinde şeyhlere, mevlidhanlara ve bazı devlet memurlarına hilatler giydirildiğinden ve çeşitli hediyeler takdim edildiğinden bahsetmektedir.[36]

            Kandil geceleri camilerde olduğu gibi evlerde, konaklarda ve haremde de özenle kutlanılmıştır. Gece boyunca evlerde, konaklarda kandiller yakılıp ibadetle meşgul olunmuştur. Bu gecelerde iyilik yapma yarışı içerisinde olan insanlar, sorumlulukları altında bulunan kişilerin isteklerini yerine getirmeye özen göstermişlerdir. Saray ya da konakta bulunan harem dairelerinde hizmetli cariyeler, evlenmek isteyip haremden çıkmak istedikleri vakit kandil gecelerinde,  “Kulun istediği murad, ihsan efendimizindir.” diye yazar, altını imzalayıp görünecek bir yerlere koyarlardı. Bir daha efendisine görünmemek için odasına kapanırdı. Bunun üzerine efendisi çeyizini yaptırır, gerekli akçeyi verir ve uygun bir kısmet çıkınca da evlendirirdi.[37]

Kandil geceleri haremde çok hareketli geçerdi. Kandil tebrikleri, özellikle son zamanlarda, bunun için hazırlanan salonlarda yapılırdı. Salonlarda kadınlar için de kafesli yerler hazırlanır ve davetli kadınlar ile birlikte kadın efendiler ve sultanlar yerlerini alırdı. Mevlid okunur, dualar edilir ve bitince padişah kalkardı. Padişah oradan hareme geçer ve harem kadınlarının tebriklerini kabul ederdi. Berat Kandilinde Mahfil-i Şerif, kızlarağası ve harem ağalarının tekbir sesleri arasında haremin bahçesine getirilir bırakılırdı. Mahfil-i Şerifi bütün sultanlar, kadın efendiler, kalfalar ziyaret ederlerdi. Ertesi günü sürre alayı tertiplenirdi. Saraydaki kadın ve sultanların Mekke veya Medine’de bakımını üstlendikleri fakir aileler bulunurdu. Bunlara para ve benzeri yardımlar gönderirlerdi.[38]

Devlet adamaları ve saray görevlileri kandil gecelerinde padişahın kandilini tebrik ederlerdi. Padişah tebrikler sırasında ihsanlarda bulunur, hediyeler dağıtırdı. Dergâhları ve tekkeleri gözetir ve yakınlık duyduklarına yardımda bulunurdu. XIX. yüzyılda haberleşme imkânlarının artması vesilesiyle Osmanlı padişahının kandilini tebrik etmek amacıyla telgraflar gönderilmiştir. Özellikle İstanbul’dan uzaktaki şehirlerde yaşayan devlet adamları, halkın ileri gelenleri, dergâh ve tekke şeyhleri padişahın kandilini tebrik amacıyla telgraflar göndermişlerdir. Tebrik amaçlı gelen bu telgraflara ise cevap verilmiştir.[39] İstanbul içerisinde gönderilen bu telgraflardan bir kısmı ise dergâhlarda ya da tekkelerde yapılacak törenlerle ilgili davetiye niteliğinde olmuştur.[40] Kimi telgraflar ise imzasız olarak gönderilmiştir.[41] Pay-i tahta gönderilen tebrik ya da davetiye içerikli telgraflar, kandil kutlamalarının İstanbul dışında da etkin bir şekilde kutlandığının kanıtı olmuştur.[42]

            Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar kandil kutlamalarına önem verilmiş, adet olduğu üzere kutlamalara devam edilmiştir. Sultan Mehmed Reşad, Dolmabahçe Sarayında kandil kutlamaları için bir salon hazırlatmış ve mevlidhanları saraya çağırttırıp Mevlid okutmuştur. Mevlid törenine katılanlara hediyeler verilip, şerbetler ve külah şekerler takdim edilmiştir.[43]

Mübarek gecelerden bir diğeri olan Kadir Gecesi, Mevlid, Miraç, Berat ve Regaip kandillerinde olduğu gibi camilerde, evlerde, konaklarda ve haremde özenle kutlanmıştır. Ramazanın 27’inci gecesi kadir alayı düzenlenirdi. Kadir alayı XIX. ve XX. yüzyıllarda Abdülmecid’in yaptırdığı Tophane’deki Nusretiye Camii ile II. Abdülhamid’in yaptırdığı Hamidiye Camii meydanında yapılırdı. O gece, meydanın çevresi renkli fenerler ve fanuslarla donatılırdı; cami meydanı bir ışık deryası haline gelirdi. Hava kararmadan önce, haremde bulunan kadınlar ve sultanlar iki atın çektiği arabalara binerler, meydanda kendilerine ayrılan yerlerinde dururlardı. Arabadan inmezlerdi. Arabaların perdeleri inik dururdu.[44] Harem ağaları, her arabaya gümüş tepsilerle iftariye, yemek, meyve, yaz ise dondurma, kahve dağıtırlardı. Harem ile alayın geçeceği meydana kadar yol, renkli kandiller ve fenerlerle donatılırdı. Harem arabalarının önlerinde ikişer kavas, gümüş kaplamalı deri fenerler taşırlardı. Padişah camiye girdikten sonra meydanda bulunan askerlere büyük pideler ve şerbetler dağıtılırdı. Namaz bitinceye kadar, meydanda atılan fişekler seyredilirdi. Namazdan sonra kadın efendiler ve sultanlar, şehirde yapılan şenlikleri seyretmek için, kısa bir tur yaparlar sonra hareme dönerlerdi.[45]

Osmanlı Devleti’nde mübarek gecelerin kutlamalarının manevi havada gerçekleşmiş ve bu gecelere özgü şenlikler eşliğinde kutlamalar yapılmıştır. Mübarek gecelerden en canlı kutlananı Mevlid Kandili olmuştur. Mevlid’in 1910 yılında çıkarılan bir kanunla Cumhuriyet’in ilanına kadar törenle kutlanması bu durumun bir göstergesi olmuştur.[46] Mevlid kandili törenleri, Topkapı Sarayı’nda Ağalar Camii ve Çinili Köşk’te, sonraki yıllarda ise Sultan Ahmet Camii, Eminönü Valide Camii, Eyüp Sultan Camii, Beyazıt, Nusretiye ve Yıldız camilerinde gerçekleştirilmiştir.[47]

Miraç Kandili’nin kutlamaları Mevlid Kandiline oranla sönük geçmiştir. Devlet töreni olmamakla birlikte Miraç Kandili, halkın ve devlet adamlarının kandiller yakarak, ibadet ederek ve donamanın top atışları yaparak kutlanmıştır. Bunun yanında Miraç Kandilinin kutlamaları daha çok camilerde ibadet edilerek, dergâhlarda ve tekkelerde miraciyeler okunarak yapılmıştır. Şehzade Camii, Hazreti Sümbül Dergâhı, Yenikapı Mevlevihanesi, Merkez Efendi, Hüdayi, Nasuhi ve Kadirihane ve diğer tekkelerde miraciyeler okunarak gecenin ihyasına çalışılmıştır. Bunların yanında Miraç Kandili kutlamalarında miraciye okunması amacıyla vakıflar tahsis edilmiştir. Bursalı Safiye Hanım’ın Bayramiye tarikatına bağlı Himmet Efendi Tekkesi’nde, Sultan Mehmed Reşad’ın ise Yenikapı Mevlevihanesi’nde miraciye okunması için vakıf yapılmıştır.[48]

            Osmanlı Devleti’nde Berat ve Regaip kandillerinin kutlanmasında Mevlid ve Miraç kandilleri kadar geniş çaplı etkinlikler yapılmamakla birlikte geceye atfedilen özellikler göz önünde bulundurularak kutlamalar yapılmıştır. Mevlidler okunup, kelime-i tevhitler getirilerek, Kuran ve hadisler okunarak gecelerin ihyasına çalışılmıştır.[49]

           

 

            Sonuç

 

            Osmanlı Devleti’nden asırlar önce kandil kutlamaları Erbil’de ortaya çıkmış ve yayılmıştır. Selçuklular döneminde kutlamalar devam etmiş ve Osmanlı Devleti’nde ise hemen her yıl kutlanır hale gelmiştir. Berat, Regaip ve Miraç kandillerinin kutlanmaları sönük geçmekle birlikte Kadir Gecesi ve Mevlid Kandili diğerlerine oranla daha şatafatlı törenlerle kutlanmıştır. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde Mevlid Kandili törenleri kanunla belirlenmiştir.

Kandil gecelerin ilamıyla başta İstanbul Kadısı olmak üzere bir grup görevlendirilmiş, şeyhülislam, sadrazam ve padişahın da haberdar olduğu kandil gecelerinin ilamı konusunda Rüiyet-i hilal uygulamasına dikkat edilmiştir. Kandil gecelerinin geldiğine kanaat edilmesi durumunda ise irade ve hat-ı hümayun ile ilamın yapılmasına, halkın haberdar edilmesi amacıyla ilk dönemlerde camilerde, mescitlerde ve konaklarda kandil yakılmasına sonraları ise gazeteler aracılığıyla duyurulmasına karar verilmiştir.

 Padişahlar başta olmak üzere devlet erkânı kandil kutlamalarının yapılması ve kutlamalar için yapılacak hazırlıkların önceden belirlenip tamamlanmasına dikkat etmişlerdir. Mübarek geceler olarak da adlandırılan kandil gecelerinde camilerin ve evlerin kandillerle nurlandırılmasına özen gösterilmiştir. Bu gecelerin hatırına fakirlere atiyeler dağıtılmıştır. Ayrıca kandil gecelerinde camilerde vaaz eden imamlara, devlet memurlarına, dergâh ve tekke şeyhlerine, mevlidhanlara, armağanların verilmiştir.

Halkın yoğun olarak gittiği camilerde ve mescitler vaazların verilmesi için çaba sarf edilmiştir. Cami içerisinde ve dışarısında cemaate hurma, şerbet ve külahlı şeker dağıtılmıştır. Kadir Gecesi düzenlenen Kadir alaylarında da benzer uygulamalar görülmüştür. Mevlid Kandilinde Mevlid-i Şerif, Miraç Kandilinde ise miraciye okunması adet haline gelmiştir. Camilerde, mescitlerde, dergâhlarda ve tekkelerde Mevlid ve miraciye okunması amacıyla vakıflar yapılmıştır. Kandil gecelerinde camilerde kandillerin yakılması, kandiller için gerekli olan zeytinyağının karşılanması, dergâhlarda hizmet edenlerin ihtiyaçlarının karşılanması[50] ve fakirlere atiye dağıtımı için gerekli olan paralar vakıflar aracılığıyla, bazı durumlarda ise ceb-i hümayundan karşılanmıştır.[51]

Kandil gecelerinin biat olup olmadığı son dönemlerde tartışılmasına rağmen, Osmanlı toplumunda manevi duyguların yoğun olarak yaşandığı, zenginlerin fakirleri gözettiği, toplumun her tabakasının Allah’ın rızasını kazanmak için gayret ettiği geceler olarak kutlanılmaya devam edilmiştir. Bu gecelere ulaşan kişilerin affa uğrayacağına, ibadetlerin misliyle sevap kazandıracağına inanılması kandillerin kutlanılmasında etkili olmuştur. Osmanlı padişahları ve devlet erkânı bu gecelerin kutlanmasına ilk dönemlerden itibaren dikkat etmişler ve desteklemişlerdir. 1910 yılında Mevlid Kandili törenlerinin yapılmasının kanunla belirlenmesi, Kadir alaylarının tertiplenmesi ve kandil gecelerinin iradeler, hattı hümayunlar ve gazeteler aracılığıyla ilam edilmesi kandil kutlamalarının devlet politikası haline geldiğinin bir göstergesi olmuştur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bibliyografya

 

  1. Arşiv Belgeleri

 

BAO., HH.1382/54669.

BAO., HH. 1652/41.

BAO., DH. MKT. 1010/32.

BAO., DH.MKT. 1196/21.

BOA.,AMKT.NZD. 24/101.

BOA.,BEO. 3789/284167.

BOA.,HSD.CB. 2/18.

BOA.,MKT.UM. 257/42.

BOA., MKT.UM. 396/71.

BOA.,YPRK,BŞK, 65/72.

BOA., Y.PRK..SGE, 10/68.

BOA., Y.PRK,HH. 22/61.

 

 

  1. Başvuru Kaynakları

 

 

AKGÜNDÜZ, Ahmet, Kölelik Cariyelik Müessesesi Ve Osmanlı’da Harem, İstanbul, 1997.

 

AKTAŞ, Erhan, “Hayırlı Gecelerin Şerri Kandilleri”, İktibas Dergisi, S 32, İstanbul, 2005.

 

AKTAŞ, Hacer, “Osmanlı’da Mübarek Gün ve Gecelerde Dini Musiki”, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2006.

 

ASLAN, Hilal, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Mübarek Gün ve Gecelerden Kandiller”, İstem, S 13, İstanbul, 2009.

 

ATEŞ, Ahmet, “Ramazan”,İA, C 10, İstanbul, 1979.

 

BOZKURT, Nebi, “Kandil”, DİA, C 24, İstanbul, 2001.

 

BULAÇ, Ali,“Kandiller Uydurma mı? Berat Gecesi1-2”, Zaman Gazetesi, 24-26.09.2005.

 

__________, “Kandiller Uydurma mı? Kandiller ve Tarihi”, Zaman Gazetesi, 27.09.2005.

 

EKİNCİ, Abdullah, “Muzafferüddin Gökböri’nin Siyasi ve Sosyal Faaliyetleri”, Türkler, C 4, Ankara, 2002.

ESAD Efendi, Osmanlılarda Töre ve Törenler/Teşrifat-ı Kadime, haz. Yavuz Ercan, İstanbul, 1979.

 

ESKİOĞLU, A.Nihat, “Hilalin Görülebilirliği”,İlim ve Sanat, S 8, Ankara, 1986.

 

GÜÇ, Ahmet, “Kur’an-ı Kerimde Kutsallık Anlayışı”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C 9, Bursa, 2000.

 

GÜLENDAM, Yunus, “Mübarek Gecelerimiz Kandiller”, Yeni Umut, İstanbul, 2000.

 

İBN-İ BATUTA,  İbn Batuta Seyahatnamamesi’nden Seçmeler, haz. İsmet Parmaksızoğlu, İstanbul, 1971.

 

KARA, Mustafa,  “Miraç, Miraciye ve Bursalı Safiye Hatun’un Vakfiyesi” Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C 7, S 7, Bursa, 1998.

 

_____________, “Yakın Tarihimizde Meşhur Mevlid Törenleri”, Bir Kutlu Doğum Şaheseri Mevlid ve Süleyman Çelebi, Ankara, 2010.

 

KURAN-I KERİM, Duhan 44/1–5.

 

________________, Kadir 97/3.

 

________________, İsra 17/1.

 

OSMANOĞLU, Ayşe, Babam Abdülhamid, İstanbul, 2007.

 

ÖZEL, Ahmet, “Mevlid”, DİA, C 24, İstanbul, 2004.

 

___________, “Mevlid: Tarihi ve Dini Hükmü”, Divani İlmi Araştırmalar Dergisi, S 12, İstanbul, 2002.

 

ÖZERVARLI, M. Sait, “Kadir Gecesi”, DİA, C 24,İstanbul, 2001.

 

ÖZCAN, Abdülkadir, “Osmanlılarda Kandil Geceleri”, Tarih ve Medeniyet, S 6, İstanbul, 1994.

PAKALIN, Mehmet Zeki,  Osmanlı Tarih Deyimleri ve Sözlüğü, C 1, İstanbul, 1983.

 

PEKOLCAY, Necla, Süleyman Çelebi/Mevlid, İstanbul, 2013.

 

ŞEKER, Mehmet, “Mevlid”, DİA, C 29, İstanbul, 2004.

 

ŞEMSEDDİN SAMİ, Kamus-i Türkî, İstanbul, 2009.

 

ULUÇAY, Çağatay, Harem II, İstanbul, 2001.

 

ÜNAL, Halit, “Berat Gecesi”, DİA, C 5,İstanbul, 1992.

 

YAVUZ, Salih Sabri, “Mir’ac” DİA, C 30, İstanbul, 2005.

 

YAZICI, Nesimi, “İbn Batuta’yı Şaşırtan Misafirperverlik”, Diyanet Aylık Dergi, Ankara, 2001.

 

 _____________, “Osmanlı Dini Hayatında Bir Kesit: Rü’yet-i Hilal Meselesi”, Diyanet İlmi Dergi, C 35, S 1, Ankara, 1999.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

EKLER

 

 

 

Ek: 1 BOA. Y.PRK. SGE. 10/68 Numaralı belgeden bir varak.

 

 

 

 Ek:2 BOA.Hatt-ı Hümayun,625/30885

 

 

 

 

                                               Ek:3 BOA. İ.DH. 569/39616

 

 

 

 

 

 

 

Tablo:1

 Esad Efendi’den naklen 1790 yılında Mevlid Kandili’nden sonra padişahın huzurunda verilen hil’atler  ve hil’at giyen görevliler.

Hil’at Giyenin Görevi

 

Hil’atin Cinsi

Hil’at Sayısı

 

Darüssaade Ağası

Kumaş-ı hanı ba-postu

Samur ma’a üstlük

 

2

 

Selâtin Şeyhleri (3 Kişi)

Çuka Ferace

Samur Kürk

 

3

 

Reisülküttap

Hasü’l-has

 

1

 

Haremeyn Müfettişi

Kuşaklık

 

1

 

Oda Lalası Ağa

Hasü’l-has

 

1

 

Darüssaade Yazıcı Ağası

Hasü’l-has

 

1

 

Haremeyn Muhasebecisi

Hasü’l-has

 

1

 

Vakıf Mütevellisi

Kuşaklık

 

1

 

Vakıf Kâtibi

Ala

 

1

 

Mevlidhan

Ala

 

1

 

Mevlidhan (2 Kişi)

Has sade

 

2

 

Müjdeci

Kuşaklık

 

1

 

Müjdeci

Ala

 

1

 

Hazinedar Ağa

Hasü’l-has

 

1

 

Enderun Kilercibaşı Ağası

Hasü’l-has

 

1

 

Hasekibaşı Ağa

Kuşaklık

 

1

 

Teşrifatçı Efendi

Elvan Hil’at

 

1

 

Sakabaşılar (2 Kişi)

Kuşaklık

 

2

Zülüflü Tebedarları Kethüdası

Hasü’l-has

 

1

 

Haremeyn Mukataacısı

Kuşaklık

 

1

 

 

           

           

 

 

 

 

* Tarihçi-Yazar

[1] Ahmet Güç, “Kur’an-ı Kerimde Kutsallık Anlayışı”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C 9, Bursa 2000, s.9.

[2] Hacer Aktaş, “Osmanlı’da Mübarek Gün ve Gecelerde Dini Musiki”, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2006, s.7.

[3] Yunus Gülendam, “Mübarek Gecelerimiz Kandiller”, Yeni Umut, İstanbul 2000, s.49.

[4] Nebi Bozkurt, “Kandil”, DİA, C 24, İstanbul 2001, s. 300–301.

[5] Ahmet Özel, “Mevlid”, DİA, C 24, İstanbul 2004 s. 475–479.

[6] Halide Aslan, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Mübarek Gün ve Gecelerden Kandiller”,İstem, S 13, İstanbul 2009, s.201.

[7] Şemseddin Sami, Kamus-i Türkî, İstanbul 2009, s. 667.

[8] Salih Sabri Yavuz, “Mir’ac” DİA, C 30, İstanbul 2005, s. 132–135.

[9] Kuran-ı Kerim, İsra 17/1.

[10] Ahmed b. Hanbel, Müsned, I,259; Müslim, “İman”, 279’den naklen; Halide Aslan, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Mübarek Gün ve Gecelerden Kandiller”,İstem, S 13, İstanbul 2009, s.201.

[11] Mehmet Zeki Pakalın,  Osmanlı Tarih Deyimleri ve Sözlüğü, C 1, MEB, İstanbul 1983, s. 205.

[12] Aslan, a.g.m, s.201.

[13] Kuran-ı Kerim, Duhan 44/1–5.

[14] Halit Ünal, “Berat Gecesi”, DİA, C 5,İstanbul 1992,  s.475–476.

[15] Kuran-ı Kerim, Kadir 97/3.

[16] Kuran-ı Kerim, Kadir 97/4-5.

[17] M. Sait Özervarlı, “Kadir Gecesi”, DİA, C 24,İstanbul 2001, s. 124–125.

[18] Ahmed Ateş, M.Plessner, “Ramazan”,İA, C 10, s.612.

[19] Aslan, a.g.m, s.202.

[20] Bkz, Erhan Aktaş, “Hayırlı Gecelerin Şerri Kandilleri”, İktibas Dergisi, S 323,İstanbul 2005; Ali Bulaç, “Kandiller Uydurma mı? Berat Gecesi1-2”, Zaman Gazetesi, 24-26.09.2005; Ali Bulaç, Kandiller Uydurma mı? Kandiller ve Tarihi”, Zaman Gazetesi, 27.09.2005;  Ahmet Özel, “Mevlid: Tarihi ve Dini Hükmü”, Divani İlmi Araştırmalar Dergisi, S 12,İstanbul 2002, s. 243–246.

[21] Abdullah Ekinci, “Muzafferüddin Gökböri’nin Siyasi ve Sosyal Faaliyetleri”, Türkler, C 4, Ankara 2002, s.856–863.

[22] Nesimi Yazıcı, İbn Batuta’yı Şaşırtan Misafirperverlik”, Diyanet Aylık Dergi, Ankara 2001, s.22; Bkz. İbn Batuta, İbn Batuta Seyahatnamamesi’nden Seçmeler, haz. İsmet Parmaksızoğlu, İstanbul 1971, s. 94–100.

[23] BOA. HH.1382/54669; “…İş bu Receb-i şerifin gurresi rü’yet olunmadığından tekmil-i selasin ile ğurre-i Recebü’l ferd yevm-i sebtten i’tibar olunmağla yedinci Cuma gecesi Leyle-i Regaib olub ber-mu’tad cevami’-i şerife ve mesacid-i latife minaratında leyali-i şerife-i merkumede kanadil ikad ile tenvir-i uyun-ı ibad  içün selatin-i izam nevverallahu mesacidehum el hayyumu’l-kayyum cevam-i şerifleri….tenbih olunmak iktiza etdiği hala İstanbul Kadısı Efendi ilam eder,…”

[24] A.Nihat Eskioğlu, “Hilalin Görülebilirliği”,İlim ve Sanat, S 8, Ankara 1986, s.77-80; Nesimi Yazıcı, “Osmanlı Dini Hayatında Bir Kesit: Rü’yet-i Hilal Meselesi”, Diyanet İlmi Dergi, C 35, S 1, Ankara 1999, s.59.

[25] Aslan, a.g.m, s.204.

[26] BOA. HH. 1652/41.

[27] Kuran’ı Kerim, Nur 24/35-37; “Allah göklerin ve yerin nurudur. O’nun nuru, içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir, cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır: bu yalnız doğuda ve ne de yalnız batıda bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile, neredeyse yağın kendisi aydınlatacak! Nur üstünde nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. Allah insanlara misaller verir. O her şeyi bilir. Allah’ın yüksek tutulmasına ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde, insanlar sabah akşam O’nu tesbih ederler. Bunları ne ticaret ve ne de alışveriş Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoyar. Bunlar, gönüllerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar.”

[28] BOA., DH. MKT. 1010/32.

[29] Aslan, a.g.m, s.206.

[30]  Aslan, a.g.m, s.206.

[31] Ahmet Özel, “Mevlid: Tarihi ve Dini Hükmü”, Divani İlmi Araştırmalar Dergisi, S 12,İstanbul 2002, s. 243–246.

 

[32] BOA. DH.MKT. 1196/21; “Şehri-i Receb-i Şerifin gurresi cumartesi gününde müsbet olması hasebiyle yirmi yedinci Perşembe gecesi mi’rac saadet minhac-ı hazret-i risalet penahiye müsadif olacağını ……Darul hilafet ….kadısı semahatli efendi hazretlerinin i’lamı tezkire-i aliyye-i meşhiyyetine havaleyle arz –ı has ve leyle-i mezkurda ber mutad cevamii şerife mineratının kanadil ile tenvir ve tezyinini istizan olarak mucibince iradat-ı seniyye-i hazreti hilafetpenahi şeref mütezalik buyrulmuş ve hükmü münifi meşihat-ı müşarun ileyhaya tebliğ etmiş ve…. Gazetelerle ilan hususuna  …..himmet buyurulmuş,siyakında tezkere-i senadar terkim kılındı.”

[33] BOA. AMKT.NZD. 24/101.

[34] Aslan, a.g.m, s. 208.

[35] Mustafa Kara, “Yakın Tarihimizde Meşhur Mevlid Törenleri”, Bir Kutlu Doğum Şaheseri Mevlid ve Süleyman Çelebi, Ankara 2010, s.530.

[36] Esad Efendi, Osmanlılarda Töre ve Törenler/Teşrifat-ı Kadime, haz. Yavuz Ercan, İstanbul 1979, s. 2-7.

[37] Çağatay Uluçay, Harem II, İstanbul 2001,  s.143-144.

[38] Ayşe Osmanoğlu, Babam Abdülhamid, İstanbul 2007, s.65-68.

[39] BOA. BEO, 3789/284167.

[40] BOA. HSD.CB,2/18.

[41] BOA. YPRK,BŞK, 65/72.

[42] BOA. MKT.UM. 257/42; BOA. MKT.UM. 396/71.

[43] Ahmet Akgündüz, Kölelik Cariyelik Müessesesi Ve Osmanlı’da Harem, İstanbul 1997, s. 414.

[44] Uluçay, a.g.e, s.276.

[45] Osmanoğlu, a.g.e, s.88.

[46] Necla Pekolcay, Süleyman Çelebi/Mevlid, İstanbul 2013, s.15.

[47] Mehmet Şeker, “Mevlid”, DİA, C 29, İstanbul 2004, s. 479.

[48] Mustafa Kara, “Miraç, Miraciye ve Bursalı Safiye Hatun’un Vakfiyesi” Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C 7, S 7,Bursa 1998, s.38. 

[49] Abdülkadir Özcan, “Osmanlılarda Kandil Geceleri”, Tarih ve Medeniyet, S 6,İstanbul 1994, s.45-46.

[50] BOA. Y.PRK,HH. 22/61.

[51] BOA. Y.PRK..SGE, 10/68.

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *