25 Nisan 2020, 03:05 tarihinde eklendi

I. DÜNYA SAVAŞI

I. DÜNYA SAVAŞI

20. Yüzyılın Başında Osmanlı Devleti ve I.Dünya Savaşı

 

 

 

Osmanlı Devleti, 20. Yüzyılın başına geldiğinde eski güç ve ihtişamını yitirmişti. Birçok alanda ıslahatlar yapılmasına rağmen siyasi, askeri, mali ve sosyal alanlarda istenilen toparlanmalar gerçekleştirilemedi. Özellikle Sanayi İnkılabı sonrasında Avrupa’da değişen ekonomik sisteme zamanında uyum sağlanamaması, Osmanlı devletini güçlü Avrupa devletleri karşısında mücadele edemez noktaya getirdi. Ham madde ve pazar arayışına giren Avrupalı devletler, sanayi alanında gerekli atılımı yapmayan Osmanlı topraklarını kendilerine hem ham madde hem de Pazar olarak görmeye başladılar.

Fransız İhtilali sonrasında önce Avrupa’da sonra tüm dünyada yayılmaya başlayan milliyetçilik akımı, çok sayıda etnik ve dinsel farklılığa sahip Osmanlı coğrafyasında kısa sürede etkisini göstermeye başladı. Özellikle İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı topraklarındaki ekonomik çıkarlarını korumak için milliyetçi akımları desteklemesi, Rusya’nın sıcak denizlere inme düşüncesiyle Panslavizm politikasını devreye sokması, Osmanlı topraklarında bağımsızlık isteyen azınlıkların isyan etmelerine neden oldu. Sırplar, Rumlar, Bulgarlar, Araplar, Arnavutlar ve Ermeniler zaman içerisinde Osmanlı Devleti’ne karşı milliyetçilik tesiriyle isyan ederek başkaldırdılar. Avrupalı devletlerin desteğiyle isyan eden azınlıklardan Rumlar, Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla başarılı oldular. Rum azınlığı Sırplar ve diğer milletlerin bağımsızlık isyanları takip etti.

20. Yüzyılın başına gelindiğinde Osmanlı Devleti, Balkanlarda etnik milliyetçiliğe dayalı isyanlarla karşı kaşıyaydı. Kafkaslarda Çarlık Rusya’nın yayılmacı politikası ile karşı karşıyaydı. Özellikle İngiltere ve Rusya’nın desteğini alan Ermeniler, Osmanlı devleti için ciddi bir sorun haline geldi. Ermeni Meselesi, diğer Avrupalı devletler tarafından da kendi çıkarları doğrultusunda kullanılıyordu.

İngiltere ve Rusya krallarının 1908 yılında Reval’de yaptıkları görüşme sonrasında dünya siyaseti yeni bir mecraya kaydı. Daha önce Akdeniz’deki çıkarları doğrultusunda Osmanlı toprak bütünlüğünü destekleyen İngiltere, 1815 Viyana Kongresi’nden itibaren Osmanlı Devleti’ni “Hasta Adam” ilan eden ve topraklarını paylaşmayı teklif eden Rusya’nın politikalarına karşı olmayacağını fiilen ilan etti. Böylece sıcak denizlere inmek için asırlardır mücadele veren ve bu çerçevede Panslavizm politikasıyla Balkanlarda azınlıkları Osmanlı Devleti’ne karşı kullanan Rusya’nın önünde bir engel kalmadı. İngiltere ile Rusya arasındaki siyasi yakınlaşma Avrupa’da temelleri daha önceden atılmış olan siyasi blokların netleşmesinde etkili oldu. Siyasi birliklerini geç sağlamış olan ve sömürgecilik yarışında geç kalan Almanya ve İtalya birbirlerine yaklaşmaya başladılar. Bir tarafta İngiltere’nin liderliğinde Fransa ve Rusya’dan oluşan İtilaf grubu, diğer tarafta ise Almanya’nın liderliğinde Avusturya-Macaristan ve İtalya’dan oluşan İttifak grubu teşekkül etti. Dış siyasette bu gelişmeler olurken Manastır’da başlayan ve meşrutiyetin ilanını isteyen siyasi ayaklanmanın neticesinde Osmanlı Devleti’nde siyasal anlamda yönetim değişikliği oldu. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin başını çektiği siyasi ayaklanmanın neticesinde Sultan II. Abdülhamid Han, Kanuni Esasi’yi yürürlüğe koyarak II. Meşrutiyeti İlan etti. Meşrutiyetin İlanından bir müddet sonra meydana gelen 31 Mart Olayı’nın ardından Sultan II. Abdülhamid Han tahttan indirildi ve yerine Sultan Mehmed Reşad tahta çıktı. Bu süre içerisinde İttihat ve Terakki yönetimde söz sahibi oldu.

Meşrutiyetin İlanı ile devletin dağılışının önleneceği beklentisi kısa süre sonra sona erdi. Azınlıkların kendilerini Meclis-i Mebusan’da temsil edilmeleri halinde milliyetçilik düşüncesinde uzaklaşılacağı düşüncesinin doğru olmadı kısa sürede anlaşıldı. Payitahtta hükümet bunalımlarının yaşandığı süreçte İtalya, Trablusgarp’a asker çıkardı. Trablusgarp ile kara bağlantısı olmayan Osmanlı Devleti, gönüllü subaylar aracılığıyla bölgeye yardım göndermeye çalıştıysa da istenilen başarı sağlanamadı. Trablusgarp Savaşı devam ederken Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ, Sırbistan ve Romanya birleşerek Osmanlı Devleti’ne saldırdılar. Avrupalı devletlerin siyasi ve askeri desteğini alan Balkan devletleri kısa süre içerisinde Makedonya ve Batı Trakya topraklarını ele geçirdiler. Arnavutluk bağımsızlığını ilan etti. Balkan Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Osmanlı Devleti, Trablusgarp’taki gönüllü subaylarını geri çağırdı. İtalyanların On İki Ada’yı işgal etmeleri ve Çanakkale Boğazı’nı muhasara etmeleri üzerine Osmanlı Devleti ile İtalya arasında Lozan’da bir antlaşma yapıldı. Uşi Antlaşması olarak bilinen bu antlaşmayla Osmanlı Devleti, Trablusgarp ve Oniki Ada’nın İtalya’ya bırakılmasını kabul etti. Diğer taraftan Balkan devletleri Osmanlı topraklarını kendi aralarında paylaşmaya başladılar. Bulgaristan, Osmanlı’nın kadim başkentlerinden biri olan Edirne’yi de ele geçirip Çatalca’ya kadar ilerledi. Avrupalı Devletlerin araya girmesiyle yapılan antlaşmalara göre Osmanlı’nın 4 yüzyıllık vatan toprakları elinden çıktı. Kısa bir süre sonra Osmanlı’dan elde ettikleri toprakların taksiminde anlaşamayan Balkan devletleri birbirlerine düştüler. Bu durumu fırsata çeviren Osmanlı Devleti, II. Balkan Savaşı ile Edirne’ye kadar olan bölgeleri ele geçirdi. Batı Trakya topraklarında Batı Trakya Türk Cumhuriyeti adında bir devlet kurulsa da Avrupalı devletlerin müdahalesiyle uzun ömürlü olmadı.

 

I.Dünya Savaşı

Sanayi İnkılabı sonrasında başlayan sömürgecilik yarışı ile Fransız İhtilali sonrasında yayılan milliyetçilik, eşitlik, özgürlük gibi fikir akımları tüm dünyada etkisini gösterdi. Bu gelişmeler Avrupalı büyük devletlerarasında bloklaşmalara neden oldu. İngiltere, Fransa ve Rusya ve daha birçok irili ufaklı devletten oluşan İtilaf Grubu ile Almanya, Avusturya Macaristan İmparatorluğu ve İtalya’nın oluşturduğu İttifak Grubu arasındaki anlaşmazlıklar silahlanma yarışını hızlandırdı. Bu süreçte Osmanlı Devleti, ileride çıkması muhtemel bir dünya savaşında topraklarının hedef olması ihtimaline karşı ordusunu ve donanmasını takviye etmeye başladı. Bir taraftan da Avrupalı devletlerle ittifak arayışına girdi. Osmanlı Devlet adamları, denizlerde güçlü olan İngiltere’nin yanında yer almak istese de bu mümkün olmadı. Hem Reval Görüşmelerinde alınan kararlar hem de sonraki dönemlerde İngiltere, Fransa ve Rusya arasında Osmanlı topraklarını taksim eden gizli antlaşmalardan dolayı İngiltere, Osmanlı devlet adamlarının ittifak isteklerini geri çevirdiler. Osmanlı Devleti’nin tarafsız kalmasını tavsiye ettiler. Bu süreçte paraları peşin olarak ödenmiş, isimleri dahi verilmiş olan (Reşadiye ve Sultan Osman) iki savaş gemisini İngiltere, Osmanlı Devleti’ne vermekten vazgeçti. Parayı da iade etmedi. Bu durum Osmanlı toplumunda ve devlet adamlarında İngiltere’ye karşı menfi bir etkiye dönüştü. İngiltere’nin safında yer alınamayacağını anlayan Osmanlı devlet adamları, Almanya ile ittifak arayışına girdiler. Özellikle İttihat ve Terakki’nin üç önemli adamı Talat, Enver ve Cemal paşalar ile Sadrazam Sait Halim Paşa, Almanya ile yapılacak bir ittifakın Osmanlı Devleti’nin menfaatine uygun olacağını düşünüyorlardı.

Almanya, ilk anda Osmanlı ile ittifak yapmaya pek istekli görünmese de Osmanlı’nın kalabalık askeri gücünden ve halifenin dini nüfuzundan yararlanmayı hedefledi. Silah, cephane, para ve subay desteği vermesi halinde Osmanlı ordusunun askeri gücünü kullanabileceğini düşünen Almanya, böylece savaşın Avrupa dışında daha geniş alanlara yayılmasını sağlayacak ve Avrupa’da sıkışmamış olacaktı. Diğer taraftan Osmanlı padişahı aynı zamanda halifeydi yani İslam dünyasının dini lideriydi. Cihad-ı Ekber ilan edildiğinde İngiltere, Fransa ve Rusya topraklarında ve sömürgelerinde yaşayan Müslümanların Osmanlı’nın safında hareket etmeleri halinde İtilaf devletleri zor durumda kalacaktı. Almanya, bu düşünceler çerçevesinde Osmanlı Devleti’nin kendi yanında yer almasını kabul etti.

Avusturya Macaristan veliahttı ve eşinin Saraybosna’da bir Sırp milliyetçisi tarafından suikastla öldürülmeleri, 1914’ün Ağustos ayında  I. Dünya Savaşı’nı başlatan ilk kıvılcım oldu. Avusturya Macaristan ve Sırbistan arasında başlayan savaşa kısa süre içerisinde diğer İtilaf ve İttifak devletleri de dahil oldular. Avrupa’da I. Dünya Savaşı’nın başladığı sırada Osmanlı Devleti de Almanya ve müttefikleriyle İttifak antlaşmalarını yaptı. Çok geçmeden Almanya’nın Akdeniz’deki donanmasından iki gemi (Goben ve Breslav), Fransa’nın güney sahillerini bombaladıktan sonra İtilaf donanmasını peşine taktı. İki Alman savaş gemisi, İtilaf Donaması peşinde olduğu halde Çanakkale Boğazı’na ulaştı. Osmanlı Devleti, Almanya’nın bir nevi oldubittisiyle karşı karşıya kaldı. Savaş gemilerinin Marmara Denizi’ne girmesi ve İstanbul’a gelmesi, o vakte kadar tarafsız görünen Osmanlı Devleti’ni zor duruma düşürdü. İtilaf Devletleri, Osmanlı Devleti’ne gemilerin karasularından çıkarılması için baskı yapmaya başladılar. Osmanlı Devleti, gemileri Almanya’dan satın aldığını ilan etti. Gemilerin adlarını Yavuz ve Midilli olarak değiştirilirken Alman askeri personeline de Türk askeri kıyafetleri giydirildi. 1914 yılının kasım ayının başında ise bu iki tatbikat yapma gerekçesiyle Karadeniz’e açıldı. Fakat bu iki gemi Rusya’nın güney sahillerindeki askeri depolarının bulunduğu limanlara saldırı düzenledi. Bu gelişme üzerine Rusya, Osmanlı Devleti’ne harp ilan etti.

Osmanlı Devleti ile Rusya arasında başlayan bu savaş doğal olarak İttifak ve İtilaf grubunu oluşturan devletlerin karşılıklı birbirlerine savaş ilanıyla devam etti. Osmanlı Devleti, Almanya’nın yanında İttifak devletlerinin bir üyesi olarak girdiği savaşta, kendi topraklarında farklı cephelerde düşman devletlerle savaştı. Diğer taraftan Romanya ve Galiçya cephelerinde de müttefiklerine yardım amacıyla bulundu.

Osmanlı Devleti, Çanakkale, Kafkas, Kanal sonra Suriye, Hicaz, Yemen ve Irak cephelerinde İngiltere, Fransa ve Rusya ile savaştı. 1915’te İttifak grubundan ayrılıp İtilaf grubuna geçen İtalya ile birlikte Sırbistan, Yunanistan gibi birçok devlet de Osmanlı Devleti’ne savaş ilan ettiler.  Osmanlı Devleti, Çanakkale’de ve Kut’ûl Amare’de büyük başarılar kazansa da Suriye, Kanal, Kafkas, Hicaz ve Yemen cephelerinde çok büyük askerler kaybetti. Anadolu’da Ermeniler ve Rumlar, Arap coğrafyasında ise Şerif Hüseyin ve İbni Suud gibi Arap şeylerinin başını çektiği Arap milliyetçileri Osmanlı Devleti’ni hem dışarda İtilaf kuvvetleriyle hem de içeride onların işbirlikçileriyle savaşmaya mecbur bıraktı. Osmanlı ordusunun büyük bir bölümü cephelerde şehit oldu.

Türk askerinin Çanakkale’de yazdığı büyük destan müttefiklerinden yardım alamayan Rusya’yı savaşın dışına itmesine ve savaşın iki yıl daha uzamasına neden olsa da İttifak devletlerinin yenilmesini engelleyemedi. 1918 yılına gelindiğinde Almanya ve ardından Avusturya Macaristan yenilgiyi kabul ettiler. İtilaf Devletleri ile ateşkes antlaşmaları imzaladılar. Osmanlı Devleti de bir süre sonra yenilgiyi kabul edip İtilaf Devletleri ile ateşkes antlaşması imzaladı.

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *